Normal bir rockstar

Portre|

Düşünün. Nirvana, Foo Fighters, Them Crooked Vultures, Queens of the Stone Age, Tenacious D gibi değeri tartışılmaz oluşumların önemli bir parçasısınız, Rock’n Roll Hall of Fame’e adınızı yazdırmakla kalmayıp icra ettiğiniz müzik ve onun köklerine olan tutkunuzla birçok belgesele imza atmışsınız ve daha nicesi.

Çoğumuzun başını döndürüp gerçeklikten kopmasına neden olabilecek zincirleme başarılar onu bulutların üzerine doğru çıkarmıyor, aksine ayakları yere daha da sağlam basan bir müzik insanı formuna dönüştürüyor. Evet, odağımızda Dave Grohl var. Rock & roll dünyasının en mütevazı ve en enerjik kişiliği elli birinci yaşına adım atarken yaşamından izlere yakın plandan göz atıyoruz.

Takvimler 14 Ocak ’69’u gösterirken öğretmen bir anne ve gazeteci bir babanın çocuğu olarak Ohio’da dünyaya geliyor David Eric Grohl. Müzisyen henüz yedi yaşındayken annesi ve babası boşanıyor. Sonrasında gelen süreç, hikayesinin müzikle nasıl kesiştiğinin habercisi.

“Bütün müzisyenler ilk derslerini mutlaka hatırlar. Benimki? Sınıf, konservatuar, nota kağıdı… Bunların hiçbiri yoktu. Yıl 1975. Dışarısı cehennem sıcağı gibi. Bej Ford Maverick’in ön koltuğundayım. Virginia’nın Springfield bölgesine doğru yol alıyoruz. Öğretmenim mi? Annemdi. Virginia Hanlon Grohl.”

Uzun yıllar boyunca küçücük bir evde annesi ve ablasıyla yaşıyor. Annesinin yalnızca hafta sonları okuldan getirebildiği radyodan müzik dinlerken Led Zeppelin ulaşıyor kulaklarına. İşte o günden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmuyor. Klasik rock ile başladığı keşif yolculuğuna ilerleyen yıllarda punk da ekleniyor.

Birleşik Krallık’ta halihazırda yer etmiş janrın Amerika topraklarında kendine yer bulmaya çalıştığı yıllarda, Washington DC’ye giderek Bad Brains gibi grupları izleme fırsatını yakalıyor. Damarlarında daha sert, daha agresif müzikler dolaşıyor artık. Okula gitmek istemiyor, hatta okul için uygun biri olmadığına inanıyor. Ufuk çizgisinde müzisyenlik beliriyor. On yedi yaşına geldiğinde ise kendini bir hardcore punk grubu olan Scream ile Kıta Avrupası turnesinde buluyor.

Hardcore sahnesinin popülerliğinin hüküm sürdüğü zaman dilimi öte yandan grunge’ın köklerinden filiz verişine de tekabül ediyor. O günlerde bir baterist arayışı içerisinde olan Kurt Cobain ve Krist Novoselic bir Scream konserinde Grohl’u radarına alıyor. İlanlarında yazdıkları gibi “Sert ama zaman zaman daha yumuşak çalabilecek, yer altına yakın, çok yönlü, hızlı, orta hızlı, yavaş, ciddi, ağırlığı olan, çok yönlü, şapşal ve aç” bir baterist arıyordu Nirvana.

Aradıkları kişi gözlerinin önündeydi. Scream’in dağılmasının hemen ardından yollarının kesiştiği dönemi, müzisyen “Bana kalırsa beni grupta istemelerinin nedenlerinden biri de geri vokal yapabilecek olmamdı. Fakat “Artık grubun bir üyesisin” bile dememişlerdi” şeklinde anlatıyor. Dave hayatının en kritik ve en önemli dönüm noktalarından birinin bu olduğunu o an düşünüyor muydu bilinmez ama ilerleyen yıllarda başına gelebileceklere dair hiçbir öngörüsü yoktu elbette. Nevermind müzik tarihinde yeni bir dönemi açarak ezber bozdu. 1994 yılında Cobain’in intiharının trajedisi ise onu yıkıma uğratmıştı.

Müzik de hayat gibidir, durmaz ve devam eder.  Neredeyse bir sene boyunca kendi içine dönerek yas tuttuktan sonra müziğin itici gücüyle hayatına devam etme kararı alıyor Grohl.

İçinden geçtiği zorlu dönemde evinin bodrumunda kaydettiği şarkılar ona nefes aldırdı ve Foo Fighters adlı yeni bir grup kurmasına ön ayak oldu. Nirvana’nın başarısının ve Cobain’in trajik vefatının gölgesinde kalmayı tercih etmeyerek kendi yolundan ilerledi. 1995’te yayımlanan ilk albüm Foo Fighters’la birlikte yaptıklarının üzerine hep bir fazlasını koyarak, tekrara düşmeden ruhunu koruma gayretindeydi.

Yalnızca Foo Fighters’ın lideri değil Grohl. Müziğe, hayata, ailesine, çocuklarına tutkuyla bağlı. Gitar ve bateri çalmayı Rush’ın şarkılarıyla öğrenebilecek kadar tutkulu ve hevesliydi gençliğinde. Bugün ona dair övgülerle bahsedebiliyorsak hevesine sıkı sıkı tutunması ve hayatının her alanına aktarabilmesi sayesindedir. Müzisyenin tutkusunu somutlaştırdığı bir diğer kanal ise belgeseller. Sound City, Sonic Highways, Soundbreaking, Play… Müziğe dair tüm bu çarpıcı ve ilham verici belgesellerin altında onun imzası var.

Grohl kariyeri boyunca rockstar olmanın seks, alkol, rock & roll felsefesinden ibaret olmadığını kanıtladı bizlere. Ün sahibi olmak, ışıltılı dünyanın merkezinde olmak gözünü boyamadı, kim olduğunu ve neden bu yola çıktığını hiç ama hiç unutmadı. Röportajlarında “Ben rockstar değilim. Sadece normal bir insanım” serzenişlerinde bulundu.

Rock & roll’un yaşamakla, nefes almakla, hayata tutunmakla ilgili bir kültür, bir yaşam formu olduğunu hatırlattı bizlere. Bitmek tükenmez azmiyle üretti, üretiyor ve başka birçok hayata müziğiyle temas ediyor. Yaşayan bir efsane o. Son nefesine dek son sürat üretmeye devam etmesi dileğiyle. İyi ki doğdun Dave Grohl!

Comments are closed.