Onu belki Ay ile paylaşmalıyız

Konser|

Hem ülkemizde hem dünyada 2000’lerde rock, 2010’larda ise pop müziğin hâkim olduğunu söyleyebiliriz. 2020’ye günler kala da birkaç yıldır yükselişte olan rap müziğin hayatımızın her yerinde olduğunu görebiliriz.

Bunu artık video kliplerin televizyonda dönme sıklığından veya CD satışlarından değil, dinlenme oranına göre anlık güncellenen Spotify listelerinden, sosyal medya paylaşımlarından ve YouTube videolarındaki izlenme sayılarından hesaplayabiliyoruz. Kendrick Lamar, Drake, Travis Scott, A$AP Rocky ve Post Malone gibi isimlerin domine ettiği ve milyonlara ulaştığı güçlü bir alandan bahsediyoruz. Türkiye’deki müzik piyasası da bu duruma paralel olarak gelişiyor ve ilerliyor. Elbette ülkemizin rap müzikle tanışması yeni değil. ’90’larda Cartel’le isminden söz ettirmeye başlayan bu kültürün ilerleyen yıllarda Ceza, Sagopa Kajmer ve Killa Hakan gibi isimlerin katkılarıyla yer altından yer üstüne çıkışına tanık olmuştuk zaten. Fakat hiçbir zaman tam şu anda olduğu kadar popüler olmamıştı.

Bu popülaritenin kıvılcımını ateşleyen kişi aslında neredeyse on yıldır bu piyasada olan ama 2017’de çıkardığı ilk albümü Müptezhel ile adını milyonlara duyuran Ömer Sercan İpekçioğlu, nam-ı diğer Ezhel. İçinde yetiştiği Ankara kültürünü her fırsatta dile getiren Ezhel’in trap, hip-hop ve reggae soundlarını harmanlayarak oluşturduğu zengin bir altyapıya sahip olan müziği ve yer yer sert, yer yer romantik ama her zaman samimi sözleri kitlelere yayılmaya başladı. Öyle samimi sözler ki 2018’de “uyuşturucuya özendirme” suçundan dolayı tutuklanmasına yol açtı. Kendisine destek olan yüzlerce insanın sosyal medyada yarattığı #FreeEzhel etiketinin gündem olmasından kısa süre sonra mutlu haber gelecekti: Ezhel serbest bırakılmıştı. “Ben sadece müziğimi yapmak istiyorum” deyip üretken kariyerine kaldığı yerden devam etti. Kazıdık Tırnaklarla ile yerini sağlamlaştırdı, reggae tınılarının üstüne “Güneşi gülüşüne nasıl sığdırdın?” diyerek Felaket’i herkesin diline doladı. Anıl Piyancı, Killa Hakan, Büyük Ev Ablukada, Ben Fero ve her seferinde “üstadım” diye hitap ettiği Ceza’yla düetler yaptı arka arkaya. Norm Ender’den diss yedi, “lolo” ve “kovl” gibi kavramları Türkçe rap sözlüğüne kazandırdı. Sonunda Berlin’e yerleşip Murda ve Ufo361 gibi isimlerle yaptığı şarkılarla ününü Almanya’ya taşıdı. Bu satırlar yazılırken bile Spotify’daki Türkiye’de en çok dinlenen elli şarkı listesinde ilk üç sıra dahil olmak üzere toplam on altı şarkıyla yer alıyor Ezhel. Bu hiç azımsanamayacak bir oran.

Dolayısıyla 16 Kasım’da Volkswagen Arena’da gerçekleştirileceği açıklanan konserinin kapalı gişe gerçekleşmesi çok da şaşırtıcı olmadı. Ben de kendisini myspace zamanlarından veya Ankara’nın barlarında sahne aldığı rasta saçlı günlerinden tanıyanlara göre çok daha sonra keşfeden bir hayranı olarak orada olmaya kararlıydım. Fırsat varken aylardır kulaklığımdan dinlediğim sesini canlı dinlemek ve sahne performansını izlemek istiyordum. Kısa süre öncesine kadar kendisine ön yargıyla yaklaşırken etrafımda müzik zevkine güvendiğim kişilerin durmadan onu dinlediğini görünce bir şans vermeye karar verdim. Veriş o veriş, şarkılarını istemsizce ezberlerken buldum kendimi. Yarattığı beatler güçlü ve çekiciydi, sözleri vurucu ve akıllıca. Seksi bir müzik yapıyor Ezhel. Bunu sadece Küvet gibi seksten açıkça bahsettiği sözlerinde değil, Wir Sind Kral’ın beatinde bile hissediyorsunuz. Melodik bir rap yapması Ezhel’i birçok rapçiden ayırıyor. Onun şarkılarında bağlamayı da saksafonu da duyabiliyorsunuz. Ankara ayazından, sevdiği bir kızdan veya ülke gündemindeki olaylardan bahsederken fonda böyle zengin unsurlar kullandığı melodiler var. Şarkılarının neredeyse hepsi akılda kalıcı ama hiçbiri birbirine benzemiyor. Onu özel kılan da bu.

İşte bu düşüncelerle Volkswagen Arena’da yerimi aldığımda etrafıma baktım. Kozmopolit ve genç bir kitle doldurmuştu stadyumu. Y ve Z kuşağının birleştiği o yerdeydim. Seyircilerden konuştuğum biri 2000 doğumlu çıkınca kendimi neredeyse yaşlı hissettim. Bir yandan otuz beş – kırk yaşlarında bir adamın büyülenmişçesine seyircinin tepkisini kameraya kaydetmesine de şahit oldum. Hangi yaştan olursa olsun enerji yüksekti.

Berlin’den gelen DJ Sam Salam, A$AP Ferg’den Soulja Boy’a uzanan bir seçkiyle ortamı ısıttıktan sonra saatler tam dokuz buçuğu gösterdiğinde Ezhel sahnedeydi. “Ezhel bizi pavyona götür” tezahüratlarından esinlenerek yaptığı doğaçlamadan sonra “Sizi çok özlemişim ya” diyerek o her zamanki samimiyetiyle seyirciyi selamladı. Tribünlerin dolduğu ilk stadyum konseri olduğunu itiraf ettikten sonra minik intro’larla şarkıdan şarkıya geçiş yaptı. Bazen’den İmkansızım’a uzanan solo albüm parçalarından ve teklilerinden bir seçki sundu. Yaklaşık iki saat süren performansında bunların yanı sıra sosyal medyada o kadar laf edilmesine rağmen konserde herkesin coşup tek bir ağızdan söylediği Fight Kulüp’e ve Ufo361’siz olsa da bisle birlikte iki kere söylediği Wir Sind Kral gibi kolektif şarkılara da yer verdi. Bir de sürpriz vardı: son birkaç haftadır duyulmadık yer kalmayan ve insanı anında dans ettiren AYA şarkısındaki ortağı Murda da Almanya’dan onunla birlikte gelmişti. Yer yer neredeyse seyircinin sahnedekilerin sesini bastırdığı şarkı bitince “Bir daha” tezahüratlarını kırmayıp bizi yine coşturdular.

Ezhel’in elli kişilik salonları bile dolduramadığı günleri gören hayran kitlesinin hayal kırıklığı yaşadığı noktalar yok değildi. Sesi çok güzel olmasına rağmen neden bu kadar çok autotune kullanıyordu ve neden Ais Ezhel döneminde yazdığı ve o küçük kemik kitleyle paylaştığı şarkıları söylemiyordu? Bu sorulara verecek cevabım yoktu, “Onun tercihi” demekten başka. Demek ki kariyerinde böyle bir yol çizmek istiyor şu anda. Ufo361 ile geçtiğimiz günlerde yayımladığı Lights Out albümü de bunun kanıtı. Başka ama güzel bir yerde.

Tek dileğim herkesi memnun ve mutlu göndermek” temennisini gerçekleştirdikten sonra Ezhel gecenin sonunda sahneye çok özel bir konuğunu davet etti: Zor günlerinde hep oğlunun yanında duran ve “Yaşasın bağımsız rap” diyerek tavrını gösteren annesi Ulya Turgut’u. Oğluna gösterilen sevgi için teşekkür edip yılın son konseri olduğunu ve Ezhel’i askere yollayacaklarını duyurdu. Elbette “En büyük asker bizim asker” sesleri yükseldi ve Ezhel ile annesi vedalaşıp sahneden indi.

Çok özel bir konsere tanık olduğumu hissediyordum. Ezhel tam şu anı, burayı temsil ediyor. Onun şarkıları ve başından geçen olaylar buram buram içinde yuvarlanıp gittiğimiz kültür kokuyor. Kariyerinin zirvesinde demekten o kadar da çekinmeyeceğimiz bir yerde şu anda. Stadyum konserleri vermeye, dünyaya açılmaya başladı. Sırada ne var? Yoksa Türkiye’yi tamamen terk mi edecek? Bu sorunun cevabı onun için çok açık. “Türkiyesiz yapamam” diyor çekinmeden. “Ama yirmi yedi yılımı Ankara’ya vermişim, biraz dünyayı görmek istiyorum doğal olarak.” İstesek de burada tutamayız kendisini artık, onu dünyayla ve hatta belki Ay ile paylaşmalıyız.

Comments are closed.