Orlando Weeks – A Quickening

Albüm Kritik|

Bu bir yeniden varoluş albümü değil. Sadece tarihe bir not albümü. Orlando Weeks yazdığı öyküleri bütünlüklü bir kitapta buluşturuyor. A Quickening hayat kadar gerçek.

Bu albümün hayat kadar gerçek olmanın ötesinde bir anlamı daha var: Üzerine fazla anlamlar yüklenilmesini istemiyor. Hit barındırmıyor. Çizdiği hattın dışında etki aramıyor. Bu da elbette direkt olarak Weeks’in tercihi. “Frontman olmaktan yorulmuştum. Artık bunu yapamayacağımı biliyordum” diyen odur. The Maccabees’in lideriydi, başlangıçtan son ana kadar geçen on yıllık periyotta ekiple birlikte yol aldı. Dikkat çeken albümler, şarkılar paylaştılar. The Maccabees kendine has bir dinleyici kitlesi bulmayı da başardı. O rüzgarla dünya genelinde de iz bırakmaya çalıştılar. Bunda bir ölçüde başarılı da oldular. İstanbul’da konsere çıkmalarını bu açıdan bir örnek olarak göstermek isterim. Ancak The Maccabees ne ölçüde gelişti ve ne ölçüde başarıya ulaştı? Bunun yanıtını vermek kolay değil. The Maccabees’in gelişiminin yeterli olmadığı açık ki grup şu an yok. Eminim ki hem Weeks hem de diğer üyeler üretim süreçlerinin daha fazla etkileşim almasını, daha kalabalık konserleri hak ettiklerini ve bunlara bağlı olarak daha fazla para kazanmaları gerektiğini düşünüyordu. Onlar için The Maccabees bir hayal kırıklığı değildi belki ama grubun birkaç yıl önce “Artık yokuz” açıklaması yapması birçok insan için hayal kırıklığı yarattı. The Maccabees… Özellikle  2011 yılının sonlarında çıkan Given to the Wild albümü ile tarihe geçtiler ve sonsuza kadar yaşayacaklar. Weeks işte bu perde kapanışından sonra kendi kabuğuna çekildi. Kısa sözler yazdı, uzun notlar var etti. Besteler üzerine çalıştı. Baba oldu. Belki de bu albüme giden sürecin en önemli adımı onun baba olmasıydı. Yeni doğmuş çocuğunun gözlerine bakarak yazdı bu şarkılarını. Albümü çocuğuna atfetti. “Tüm kayıt çocuğumun bende yarattığı hislerle ilgilidir” diyor Weeks. Açılıştaki Milk Breath bu yüzden ilk sırada. A Quickening’in gözünüzü kapattığınızda sizi dinlendiren, karmaşadan, yok olma korkusundan, ölümden, topyekun kötü senaryolardan uzaklaştıran bir yanı var. Blood Sugar, Safe in Sound, Take a Village, All the Things, Summer Clothes ve kapanıştaki Dreams ile bambaşka bir alem yaratıyor. Bu onun ilk solo albümü. Başlangıç baskısını hissetmiyor bile. Kendine güveni tam ve yolunu kendi buluyor. İlerleyen süreçte Orlando Weeks’in vokalini daha çok duymayı diliyorum. 

Comments are closed.