“Özgür bir atmosfer sağlamak gerek”

Röportaj|

Üyelerinin doğduğu topraklar merkezinde İrlanda ve Türkiye’yi buluşturan, sound tavrında minimal etkiler var eden Miss Crowley kısa süre önce kariyerinin ilk uzunçalarını yayımladı. Grup üyeleriyle bu albümlerini, müziğe bakış açılarını ve gelecek planlarını konuştuk. (Röportaj: Gamze Aybar & Ece Kerdige) 

Öncelikle kariyerinizin ilk albümü olan When the Sun Changes Its Colour için tebrik ederiz. Bize albümünüzün hazırlama sürecinizden bahsedebilir misiniz?

Claire Crowley — Vokal: Gerçekten harika bir dönemdi. Sürecin en eğlenceli kısmı olan bir yılı birlikte geçirerek, çevrenizdeki ortamdan sürekli ilham alarak dünyayı çok daha renkli bir yer haline getirdik. Kayıt birçok farklı insan, yer ve zamanda yapıldı.

Mert Bereket — Piano: Çeşitli hislerle veya yaşadığım olaylardan etkilenip şarkılar yazardım ben arada. Claire ile bir araya gelince güzel bir sinerjiyle daha fazla yoğunlaşmaya başladık. Çok kısa zaman içerisinde albümdeki parçaların birçoğunu tamamladık. Gerçekten etrafımızdaki her şeye daha hassas hissettiğimiz keyifli bir süreçti. Derken grubumuza Murat kontrbasıyla, Gülşah çellosuyla, Kerem davuluyla katıldı ve bir anda kendimizi albüm kaydederken bulduk.

Bu süreçte kimlerle çalıştınız?

Mert: Albümün kayıtlarını Barış Çakmakçı ve Baturalp Özcan ile İstanbul’da kaydettik. Emre Nişancı mixlerini, Chris Sansom’da Norveç’te mastering süreci tamamladı. Albüm kapağını Serçin Çabuk tasarladı ve LU Records etiketiyle yayınlandı. Bu projenin başlangıcından beri sayısını bilmediğim bir sürü değerli insanla tanıştık ve hepsi de birbirinden güzel işlerle çok büyük samimiyetle bize destek oldu.

Geride kalan dönemde yayımladığınız single ve ilgili video klipler oldu. Şimdi ise külliyatınıza bir albüm ekliyorsunuz. Bu konudaki hislerinizi merak ediyoruz.

Mert: İkimizin basitçe müzik üretme heyecanıyla başlayan süreçte yolumuza çıkan birbirinden yetenekli insanların bizimle beraber bir şeyler üretmek istemesiyle gelişti ve büyüdü. Bu son derece mutlu edici ve heyecan verici bir durum.

Claire: Her şeyin neredeyse birlikte serbest bırakıldığı eski günler gibi değil. İnsanlarla video kaydetme yolumuza gelen fırsatı değerlendirdik. Yol boyunca birçok yaratıcı insanla tanıştık. Tek zor bölüm albüm videolardan biraz sonra geliyor.

Bize gelen basın bülteniniz “İstanbul’da yolları kesişen Claire Crowley ve Mert Bereket” vurgusuyla başlıyor. Nasıl bir kesişmeydi bu ve müzikal yolculuğa nasıl evrildi?

Claire: Harika ve inanılmaz bir buluşmaydı! İstanbul’a taşındığımda diğer sanatçılarla bağlantı kurmakta kararlıydım ve hayatımda müzik istiyordum. Mert’e internetten ulaşmıştım, müziğini duyduğumda heyecanlanmıştım. Bu nedenle zaten İstanbul’a gelmeden onunla konuşmuştum, tanıştık, seçmelere katıldım ve gerisi çok organik bir şekilde gerçekleşti.

Mert: Ben yazdığım parçalara bir vokal arayışına girmiştim. Claire’in sesi ve melodileri çok etkileyiciydi. Çok kısa zaman içerisinde müzikal açıdan birbirimize çok güzel uyum sağladık. Sıkça bir araya gelip herhangi bir janra, kısıtlamaya bağlı kalmadan içimizden geldiği gibi yazmaya başladık. Çok doğal bir şekilde oluştu parçalar. Sonra Murat ile bir konserimizde tanıştık. “Sizin neden bir kontrbasınız yok??” diyip aramıza katıldı. Sonrasında Gülşah ve Kerem’in de gelmesiyle soundumuz gelişti ve albümdeki son hâlini aldı. Şimdilerde dönüşmeye de devam ediyor.

Müziğinizi minimalistik olarak tanımlıyorsunuz. Bunun sebebi öğrenebilir miyiz?

Murat Çopur — Kontrbas: Minimalistik kelimesi benim için Miss Crowley müziğinde, müziğin ana unsurları olan ritim, melodi ve armonin dengeli, minimal düzeyde harmanlanması ile ortaya çıkıyor.

Claire: Aşırı üretim olmadan veya gereğinden fazla olmadan en doğal şekilde kaydedilir. İkimiz de güzel miktarlarda çiğliği olan açık ve temiz hatları seviyoruz.

Mert: Her şey basit ve kendini tekrarlayan piyano melodilerine Claire’in en doğal şekilde vokalleriyle eşlik etmesiyle başladı. Bir süre bu soundla performanslar yapmaya başladık. O dönemlerde minimalist müziğe yakındık ama sonraları grubun büyümesi, müziğimizin ve aranjmanlarımızın değişmesiyle minimalist müzikten biraz uzaklaştık. Temelinde yine duruluk ve doğallık var tabii. O dönemdeki duyguların, hislerin, enerjin, duydukların, gördüklerin, hepsi müziğinin evrilmesine sebep oluyor. Nihayetinde işin özü aynı olsa da enstrümanları kullanış ve müziği sunuş şeklin değişiyor, bu da müzik stiline etki ediyor.

Şarkılarınızın ilham kaynağı olan isimleri dinleyicilerinizle paylaşırsanız bu isimler neler olur?

Mert: Ergenlik yıllarımda piyano çalışıp parçalar yazdığım bir dönem oldu. Çok fazla klasik piyano müzikleri dinlerdim; Philip Glass, Chopin, Erik Satie, Yann Tiersen, Fazıl Say, Ludovico Einaudi gibi bir sürü isim. Klasik müziği andıran temelimiz biraz bu gibi isimlerden etkileniyor sanırım. Tabii bunun dışında elektronik müzikten Afrika cazına her türlü müziği de dinlemeye ve anlamaya çalışıyoruz.

Henüz birkaç yıl önce kariyerine başlayan bir ekip olarak ülke bağımsız müzik sahnesine ve aktörlerine dair fikirlerinizi ve görüşlerinizi belirtir misiniz?

Gülşah Erol — Çello: Bu bahsettiğiniz alanlarda yaşam mücadelesi veren, ayakta kalmaya çalışan ve aynı zamanda kendi müzik dünyasını geniş kitlelere duyurmak adına çalışmalarına devam eden birçok müzik insanı, zor şartlar altında varlığını sürdürmekte. Ortaya çıkarılan işlerin çoğu, büyük bir emek, zaman ve de yaşam kokuyor. Yıllarca yaptığınız işlerin yerini bulmasını veya yayınlanmasını bekleyebiliyorsunuz. Güzel olan kısım bu alanlarda yaşamlarını sürdüren kişilerin, her türlü zorluğa rağmen kolay tüketilemeyeceğini bildiği eserleri, popüler işlere aşina olan bir topluma sunmadaki cesaretidir.  Umudu veya başarıyı dışardan değil, içinden alarak sanatını icra eder ve beğenilme kaygısını bir köşede bırakabilir.  Zorlu bir yol ama birçok şeyden daha değerli.

Mert: Türkiye’nin bağımsız müzik sahnesi çok dinamik ve çok güzel müzikler yapılıyor. Son dönemlerde bağımsız müziği destekleyen online platformlar ve mekânlarla birlikte giderek daha çok kitlelere ulaşıp popülerleşen bir akım haline geldi. Bu çok güzel bir gelişme olmakla birlikte bunun daha fazla artmasını ve desteklenmesi gerektiğini düşünüyorum. Mekân ve platformlar takipçi ve ticari kaygılarını bir kenara bırakıp müzisyene kendini ifade etme alanı sağlamalı, müzisyen de bu kaygıları bir kenara bırakıp cesurca yaptığı işi ortaya koymalı. Dinleyici de bu yaratımı teşvik ettiğinde daha fazla ve özgür bir üretimin olduğu bir ortam oluşabilir.

— — —

“Türkiye’nin her yerinde enfes melodiler gizli. Daha fazla duyabilmemiz için teşvik etmek ve özgür bir atmosfer sağlamak gerek.”

— — —

Claire: Bu günlerde daha küçük gruplar için daha az fırsat var gibi görünüyor, beş yıl önce yurt dışından gelen ve onlar için açmanızı isteyen daha fazla küçük grup vardı ama artık çok fazla değil.

Şu ana dek pek sıradan olmayan mekanlarda performans sergilediniz. Müziğiniz o sıra dışı mekanların etkisiyle ne ölçüde bütünleşiyor?

Gülşah: Konser verdiğimiz her anda şarkılar kendini yeniden buluyor, kişisini buluyor sanki ve o yere yakışıyor. Çokça göz göze geldiğim dinleyicinin gözlerinde gördüğüm bu oldu. Şarkının o an, onun şarkısı olması gibi. Ona çalıyoruz, onlara ve içlerinde yer edebiliyor bu müzik. Claire’in duygularına, hislerine hatta hikâyelerine, kendi tanımlarımızla ve hislerimizle kattığımız melodiler, dinleyicinin kalbine sızabiliyorsa; ne mutlu bize. Mekanlar bu müziğin evi gibi, güzel ve ılık ılık anlatılan her bir tınının yansıması, o mekâna daha bir ışıltı katıyor.

Murat: Sıra dışı mekanlarda çaldığımızda, müziğimiz mekanla daha çok bütünleşiyor. Buna karşılık müziğimiz mekânın ve katılımcıların oluşturduğu ambiyansla gelişiyor, daha ruhani ve spritüal bir mertebeye yükseliyor.

Mert: Bir müziği internette gezinirken dinlemekle uzun bir araba yolculuğunda ormanların arasında kendinle baş başayken dinlemek aynı olmadığı gibi konserlerimizde de bunun benzer bir etkisini görüyoruz. İçinde bulunduğun bağlam müziği deneyimleme şeklini çok değiştiriyor. Dinleyici pür dikkat dinliyor, müziği daha derinlemesine özümseyebiliyor. Biz de performans yaparken çaldığımız aynı parçaları farklı mekânlarda bambaşka şekilde duyuyoruz. Çıkardığımız sesler ve hikâyelerimiz mekânın ve dinleyicinin getirdiği enerjiyle bütünleşiyor.

Claire: Her zaman alışılmadık ortamlarda çalmaya çalışıyoruz, böylece atmosfer müziğe bir şey verir, örneğin sanat stüdyosunda oynadığımız zaman performans sırasında mumlar ve heykellerle çevrili olması çok gerçekçiydi, müziğe yepyeni bir his verdi. Konser mekânları gerçekten kendi kişilikleri olan yerler.

Son olarak gelecek planlarınızı bizimle paylaşabilir misiniz? Önümüzdeki süreçte yeni projeleriniz neler olacak

Mert: Türkiye ve Avrupa’da konserler vermeyi planlıyoruz. Müziğimizin mekânlarla ve diğer sanat dallarıyla ilişkisini keşfetme yolculuğundayız. Çeşitli sanatçılarla birlikte projelerimiz sürüyor, yakında detayları ve tarihleri duyuracağız.

Comments are closed.