Paul McCartney – McCartney III

Albüm Kritik|

Bütün umutsuzluğu, iç sıkıntısı ve monotonluğuyla 2020’ye nokta koymak üzereyken Paul McCartney ve The Beatles hayranlarının kucağına eşi benzeri bulunmayan bir hediye düştü: Paul McCartney’nin elli küsur yıllık kariyerindeki dönüm noktalarını simgeleyen solo albüm serisinin üçüncü ve en yeni üyesi McCartney III.

Şu an Aralık 2020’de bu satırları okuyanlar olarak Paul McCartney ile aynı dönemde yaşadığımız için ne kadar şanslı olduğumuzun farkında mıyız? The Beatles ile sadece yirmi iki yaşındayken Yesterday’i, yirmi altı yaşında ise Hey Jude’u yazan McCartney henüz otuzuna gelmeden her şeyi bırakıp inzivaya çekilebilirdi. Ya da daha kötüsü: kendini 1970’leri saran seks, uyuşturucu ve rock ‘n’ roll dünyasına bırakıp dibe vurabilirdi. Ama o, kendisi için sıkça yapılan optimist Beatle tanımlamasını doğrular şekilde en zor zamanlarında bile hep ileri gitti, hep üretti, duygularını ve düşüncelerini müziğe dönüştürmeyi asla kesmedi. 1970’te dünyanın en büyük ve başarılı müzik grubu The Beatles dağıldığında eşi Linda’nın yüreklendirmesiyle kendini toplayıp romans ve çiftlik temalı McCartney I’ı dünyayla buluşturdu. 1970’lerde stadyumlarda rüzgâr estiren Wings grubunun dağılışı da bir başka on yıla noktayı koyarken Paul yine “iş başa düştü” dercesine kendi yazıp, çalıp, “oynadığı” McCartney II’yu çıkardı. Bu albümle Kraftwerk’in henüz popüler olmadığı bir dönemde elektronik müziğin öncülerinden oldu. Öyle ki inzivaya çekilmiş John Lennon’ı bile yeniden müzik yapmaya teşvik etti McCartney II. Lennon’ın ardından 1980’leri de geride bırakan Paul McCartney, günümüze kadar başarılı bir solo kariyere devam etti. McCartney I ve II’yu diğer solo albümlerinden farklı kılan özellik, iki albümde de şarkıları yazan, çalan ve prodüksiyonunu yapan kişinin Paul olması. Çoğu kişi bunun farkında olmasa da The Beatles döneminde de grubun en deneysel müzisyeni oydu. Bu deneyselliği, kariyeri boyunca dinleyiciye dokunan ve ilham veren bir çizgide ilerledi. Çağı yakalamak veya ilginç ve havalı olmak kaygısıyla değil; müzikte nerelere gidebileceğini görmek, içindeki melodileri dışa vurabileceği yeni enstrümanlar ve teknikler denemek ve kulağa güzel gelen sesler ortaya çıkarmak amacıyla yüzdü bu sularda hep. Bu durmadan üretim hâli pandemi döneminde de devam etmiş ve geçtiğimiz aylarda Paul, torunlarıyla İngiltere’de Sussex’teki çiftlik evinde karantinadayken gitardan piyanoya, kontrbastan bateriye, dokunduğu her enstrümanı ve yıllanmış ama asla eskimemiş sesini kullanarak on bir şarkı kaydetmiş. Aslında aklında bir albüm yapmak yokmuş ama bakmış ki materyaller birikiyor ve 2020 gibi birçok açıdan özel bir yıldayız; neden olmasın, demiş. Ondan yeni bir Let It Be veya Eleanor Rigby yazmasını beklemenin haksızlık olacağı bilinciyle dinlediğimizde McCartney III’ün Paul’un kariyerinde çok özel bir yerde oturduğunu anlayabiliriz. Gerektiğinde Kanye West’le ve Rihanna’yla iş birliği yapan veya New albümü için dört ayrı prodüktörle çalışan Paul burada tamamen tek başına ve belki bu yüzden albüm bu kadar kişisel ve özel. Albüm tıpkı ismi gibi tam bir McCartney soundu taşıyor. Biraz 1971 tarihli Ram albümündeki country havasını soluyup kıyıda köşede McCartney II’nun özgür ve deneysel elektronik keşiflerine rastlıyoruz; The Beatlesvari rock tınılarıyla coşarken romantik balatlardan da eksik kalmıyoruz. Açılış şarkısı Long Tail Winter Bird’ün ilk tınılarında duyduğumuz o çok tanıdık eğlenceli akustik gitar yerini güçlü bateri ve elektrogitara bırakırken hâlâ rock & roll yapabildiğini kanıtlarcasına dinleyiciye şunu soruyor Paul: “Beni özlediniz mi?” Özlemenin de ötesinde ona ne kadar ihtiyacımız olduğunu ikinci şarkı Find My Way’in şu sözlerinde fark ediyoruz: “Böyle günlerden hiç korkmazdın / Ama şimdi endişelerinde boğuldun / Sana yardım etmeme, rehberin olmama izin ver / İçinde hissettiğin sevgiye ulaşmana yardım edebilirim.” Pandemi döneminde endişelerimizden kurtulmak ve içimizdeki sevgiye ulaşmak için daha iyi bir rehber olabilir mi? Paul hiçbir zaman “iyi çocuk” olmaktan gocunmadı. Seize the Day’de “İyi olmak hâlâ sorun değil.” derken de bunu savunmaya devam ediyor. Elli yıl önce “sonunda aldığın sevgi yarattığın sevgiye eşittir” diyen, 70’lerden beri asla saldırgan olmayan bir şekilde vejetaryenliğin ilk savunucularından biri olan, gelmiş geçmiş en başarılı, yetenekli ve ünlü müzisyenlerden biri olmasına rağmen egosunu hissettirmeyen ve herkesle iyi geçinen Paul McCartney’nin hâlâ iyi biri olduğunu görmek, istikrara aç bünyelerimizi ferahlatıyor. Peki yetmiş sekiz yaşındaki bu adamın Deep Down gibi tam Arctic Monkeys’in AM albümüne yerleşebilecek derecede seksi bir gece yarısı şarkısı yapmasına neden şaşırmıyoruz? Gözümüzde hâlâ yirmili yaşlarında Why Don’t We Do It On The Road’u söyleyen çapkın bir Beatle olduğu için mi? The Beatles kimliğinden ayrı düşünülemeyecek biri Paul McCartney ve bu onun için sorun değil. Kendini, yeteneğini keşfettiği ve parlattığı, dünyada müziğin gidişatını değiştirdiği o günlerden bağımsız düşünemeyeceğini ve üretemeyeceğini biliyor. Hatta bu albümdeki saf hard rock şarkılardan Slidin’i yazarken biraz fazla The Beatles tarzında tınladığını düşünüp şarkıyı radikal bir şekilde değiştirip değiştirmeme arasında kararsız kalmış. Sonunda şarkıyı ilk yazdığı gibi yayımlamaya karar vermiş. Nedeniyse The Beatles’ın tarzı ve felsefesi kadar basit ve etkileyici: “Çünkü iyi ve eğlenceli. Bunu kucakla ve eğlenmene bak.”

Comments are closed.