Sıradan olmamak

Göz|

Yaklaşık bir yıl önce Freddie Mercury’nin hayatını konu alan ve neredeyse bir milyar dolar hasılatıyla en çok gişe yapan biyografi filmi olan Bohemian Rhapsody’nin fırtınasından sonra yayımlanan görkemli bir fragman rock & roll severler için müjdelerin bitmediğinin göstergesiydi. Elton John’un hayatı Rocketman adıyla bir biyografi filmine dönüştürülmüştü. Bu sefer yaşayan bir efsanenin hayatına tanık olacaktık.

İki filmi kıyaslamamak elde değil. Bir tarafta PG-13 kategorisinde vizyona girerek Mercury’nin kişiliğinde ve popülaritesinde önemli bir yere sahip olan, cinsel hayatına dokunmadığı için eleştiri yağmuruna tutulan Bohemian Rhapsody. Öbür tarafta rock & roll camiasında en az Mercury’ninkiler kadar çılgınlıklarıyla tanınan Elton John’un seks ve uyuşturucuya düşkünlüğünü göstermekten kaçınmayan R kategorisindeki Rocketman.

İki filmin tek ortak noktası başrollerinde müzik dünyasının en önemli iki eşcinsel ikonunun olması değil. Rocketman’in yönetmen koltuğunda Bohemian Rhapsody’i Brian Singer’dan devralan Dexter Fletcher bulunuyor. Ancak hikâyeyi anlatış tarzları bir hayli farklı. Bohemian Rhapsody’de olay örgüsünde kronolojik bir sıra izlenirken Rocketman’de zamanın sınırlarını aşıp bir müzikal gibi o anki moda göre beliren şarkı sahneleriyle dinamik sağlanıyor ve film bu yönüyle diğer birçok biyografi filminden ayrılıyor.

Üstelik bunu sıkıcı ve tahmin edilir bir şekilde yapmıyor. Bu yüzden müzikalden nefret edenleri de fantastik ögelerle karşılaşmayı sevenleri de bir araya getirebiliyor. John’ın kelimenin tam anlamıyla dibe vurduğu bir anda havuza atlayıp çocuk versiyonuyla birlikte şarkı söylemesi veya müzik partneri Bernie Taupin’in yazdığı Your Song şarkısının sözlerini aldığında piyanonun başına geçip bir anda müziği bestelemesi absürt gelebilir izleyicilere. Fakat filmin yapmak istediği şeyin olayları olduğu gibi aktarmak yerine John’ın yaşamındaki bazı kilit anların yarattığı duyguları seyirciye geçirmek olduğunu fark ettiğiniz anda zevk almaya başlayabilirsiniz. Bu yüzden terapi odasında birdenbire beliren annesine birbirlerini affetmeleri gerektiğini söylediğinde kadının nereden çıktığını sorgulamıyor, bunun yerine içinizi rahatlatıp göz yaşı döküyorsunuz.

John, Los Angeles’ta Mama Cass’in balkonunda Taupin’i ve flörtleştiği kadını izlerken Tiny Dancer’ı söylemeye başladığında sözler ve görüntüler John ile Taupin’in Amerikan rüyasının bir temsiline dönüşüyor. Your Song’u çalarken Taupin’in John’a gülümsemesi, John’un hayatını karartacak çekici ve tehlikeli menajer John Reid’in Troubadour’daki konserde avına yaklaşan bir kurt misali aç bakışları, yıllar sonra babasını ziyaret ettiğinde hâlâ onu umursamadığını fark ettiğinde John’un yüzünde beliren pişmanlık ve neredeyse tiksinme ifadesi de filmdeki o güçlü anlardan sadece birkaçı.

Filmin en büyülü sahnesiyse John’un 1970’te Los Angeles’taki efsanevi Troubadour performansında çaldığı piyanonun koltuğundan birdenbire seyircilerle birlikte ağır çekimde havalandığı o an olmalı. John’un müziğinin ve performansının insanlar üzerinde bıraktığı etki daha zekice ve yaratıcı bir şekilde tasvir edilebilir miydi bilmiyorum. Dexter Fletcher bu yüzden filmin Cannes Film Festivali’ndeki prömiyerinde olduğu gibi ayakta alkışlanmayı hak ediyor.

Rocketman’de Elton John’ı 30 yaşındaki aktör Taron Egerton canlandırdı.

Ancak burada fazlasıyla hak edilmiş bir Altın Küre ödülünü kazanan ama bir yandan da kategorisinde çok güçlü isimler olsa da Oscar’a aday gösterilmeyerek talihsiz bir şekilde hakkının yendiğini düşündüğüm Taron Egerton’ın başrolde harikalar yarattığını belirtmek gerekiyor. Egerton’ın Elton John ile ilk tanışması değil bu film. İngiliz oyuncu daha önce animasyon filmi Sing’de John’un hitlerinden I’m Still Standing’i söyleyerek ve ajan filmi Kingsman: The Golden Circle’a konuk oyuncu olarak katılan John ile birlikte beyaz perdede boy göstererek şarkıcıyla bazı temaslarda bulunmuş. Tom Hardy ve Justin Timberlake gibi adayların arasından sadece başarılı oyunculuğuyla değil John’unkine oldukça yaklaşan sesiyle de öne çıkarak şarkıcının da onayıyla başrolü kapmış.

Filmdeki bütün şarkıları bizzat kendi söyleyen Egerton’a aslına uygun tasarlanan kostümleri de giydirince işte karşımızda kanlı canlı bir Elton John duruyor. Fakat benzer ses ve görüntünün ötesinde mimikleriyle adeta şov yapan bir Taron Egerton izliyoruz film boyunca. Telefon kulübesinde annesine eşcinsel olduğunu itiraf ettiği ve “Asla düzgün bir şekilde sevilmeyeceksin” karşılığını aldığında yüzünde oluşan ifadelerin her biri oyunculuk dersi niteliği taşıyor. Çocukluğundan beri gerçek sevgiden mahrum kalan ve kimlik karmaşası yaşayan bir dehanın en şaşalı yüzünü de en kırılgan yüzünü de samimiyetle gösteriyor bize Egerton. Başrol kadar yan roller de bir o kadar güçlü. John’un elli yıllık müzik partneri Bernie Taupin en naif ve sağduyulu hâliyle bir zamanların Billy Elliot’ı Jamie Bell tarafından canlandırılıyor ve filmin en gergin sahnelerinde yüreğimize su serpiyor.

Rocketman dünya genelinde 196 milyon dolar hasılat elde etti.

John’un anne ve babası rollerinde izlediğimiz Bryce Dallas Howard ve Steven Mackintosh, Elton John karakterini her sinirlendirdiğinde siz on kat fazla sinirleniyorsunuz. Tam onlardan ölesiye nefret edecekken kurdukları bir cümle veya attıkları bir bakış onlarla empati yapmanızı sağlıyor ve frene basıyorsunuz. Bohemian Rhapsody’de bambaşka bir pencereden izlediğimiz menajer John Reid’e ise Game of Thrones’dan tanıdığımız İskoçyalı oyuncu Richard Madden bütün seksapeli ve şeytani tavırlarıyla hayat veriyor.

Filmin yapımcılarından birinin efsanenin kendisi olması da Rocketman’i Bohemian Rhapsody’den ayıran özelliklerin başında geliyor. Bohemian Rhapsody’de baş karakter hayatta olmadığı için anlatılan bazı olayların doğruluğundan ve objektifliğinden şüphe edilmişti. Rocketman’i Elton John onayladığına göre filmde anlatılanlar gerçeğiyle tıpatıp aynı olmasa da doğruluk payı yüksek olmalıydı. Fakat sırf hayatta ve yapımcıları arasında olduğu için filmde melek gibi gösterilmiyor John. Aksine Rocketman sadece onun en havalı hâllerini, başına gelen şanslı olayları ve mağdur olduğu anları değil; kötü alışkanlıklarını, verdiği yanlış kararları ve belki yakınlarının bile ayrıntılarını bilemeyeceği kişisel anılarını ve duygu durumlarını da yansıtıyor.

Bu da şimdilerde filmde aradığı gerçek sevgiyi bulduğu eşi David Furnish ile mutlu bir hayat süren John’un istese de sıradan biri olamayacağını gösteriyor. Rocketman sıradan olmak istemeyen yeni bir nesle ilham veriyor.

Comments are closed.