Sırrını çözmeye gücümüz yeter mi?

Göz|

İnsanlığın asla yanıt bulamamasına ve belki de bulamayacağını bilmesine rağmen bıkmadan peşinden koştuğu soruların başında gelir aşkın doğası. Peki aşkın iklimlerinin sırrını çözmeye gücümüz yeter mi? (Yazar: Zeynep Sıla Karataş)

Nuri Bilge Ceylan’ın 2006 yılında izleyiciyle buluşan filmi İklimler, gündüzleri bunaltıcı sıcağı ve akşamları ürperten serinliğiyle Akdeniz ikliminde karşılar seyirciyi. Üniversite hocası İsa ve genç sevgilisi Bahar, bir antik kentin sütunlarının arasında dolaşırken aslında yan yanayken bile birbirlerinden bir o kadar uzaktırlar. İsa fotoğraflar çekerken adamın yanından uzaklaşıp arkasında flu bir şekilde yürüyen Bahar, İsa’nın hayatının fonunda bir figürandır yalnızca. Bahar’ın kumsalda gördüğü kâbus, zaten iyi gitmeyen bu ilişkiden ikisini de uyandırır. Eşit bir aşk değildir İsa ve Baharınki. Kumsalda yaptıkları ayrılık konuşmasında seyirci Bahar’ın yüzünü İsa’dan göremez. Çift bir motorun üzerinde otele doğru yol alırken Bahar’ın yüzü yine İsa’dan görünmez. Bir anda elleriyle İsa’nın gözlerini örten Bahar’ın önünü kapatmakta olan İsa’yla kendini eşitlemesi kazaya sebebiyet verir. O akşam Bahar tek başına İstanbul’a döner.

Bahar, İsa’yı terk edip İstanbul’a döndükten sonra çiftin tüm bağları bir süreliğine kopar. Antalya’dan İstanbul’a döndüğümüzde Akdeniz ikliminin sıcaklığı geride kalır, yağmurlu ve kapalı bir iklim aşk rüyasından bizi de uyandırır. İsa İstanbul’da bir kitapçıda daha önce Bahar’la bir konuşmasında adı geçen Serap ve sevgilisiyle karşılaşır. İki adamın arasında duran Serap, İsa ile Bahar’ın arasında da aynı noktada durarak bir çatışmanın fitilini ateşler.

İsa akşam Serap’ın evine gider ve zor kullanarak onunla birlikte olur. Serap, Bahar’ın aksine neyi isteyip neyi istemediğini açıkça belli edebilen, direkt bir karakterdir. Bir yandan İsa için alt edilmesi gereken bir güçken bir yandan da İsa’nın hayatında herhangi bir sürekliliği yoktur. Serap onun için gelip geçici bir hayâl gibiyken Bahar hâlâ tüm gerçekliğiyle orada durmaktadır. Onu arzuladığı şeye, Bahar’a tekrar yönelten de Serap olur. Bahar’ın dizi çekimi için Ağrı’ya gittiğini Serap’tan öğrenen İsa, bir anda Serap’a karşı tüm arzusunu kaybeder ve Ağrı’ya gider.

İsa, Ağrı’da çok daha sert bir kışla karşılaşır. Bahar’ı bir takıntı hâline getirmiş olduğu, Bahar’a görünmeyip onu takip etmesiyle iyice gün yüzüne çıkar. Camdan dışarıya bakarken Bahar’ı arayan gözlerinden kendisinin burada olduğundan haberi bile olmayan Bahar’a atılan gizli bakışlar bu takıntıyı rahatsız edici bir boyuta taşır. Antalya’da çektirdikleri fotoğrafları getiren İsa, bir de Bahar’a küçük bir hediye alarak onunla buluşur. Ağrı’ya iş için geldiği yalanını söyler ve sanki hazır buradayken buluşmak istemiş gibi yapar. Amacı Bahar’ı geri kazanmaktır fakat Bahar karşısına çok daha büyük bir dirençle çıkar. Bahar’ın kendisine ait daha geniş ve sağlam bir alanı vardır artık. Oturup çay içtikleri sahnede bu kez Bahar’ın yüzü kendisiyle çaresizce bağ kurmaya çalışan İsa’yı kapatır.

Güç dengelerinin değişmesiyle alt üst olan İsa, Bahar’ın fotoğrafları ve hediyeyi masada bırakıp gitmesiyle iyice afallar. Bahar’la barışmayı başaramaması İsa’nın aşkını Bahar’a karşı verdiği bir mücadeleye dönüştürür. İsa, Bahar’a vermek istediklerini dizi setine götürdüğünde Bahar’ı bir arabanın içinde ağlarken bulur. İsa içli içli ağlayan Bahar’a “Artık her şeye hazır hissediyorum kendimi.” dediğinde Tezer Özlü’nün şu dizeleri geliyor akla: “Her şeye hazırım / Hastalığa / Yalnızlığa /Aşka / Gitmeye / Kalmaya…”

Bahar, İsa’ya yine Serap’ı sorar. Serap’la görüşmediğini söyleyen İsa’nın bu yalanı aslında değiştiğine dair verdiği sözlerini, her şeye hazır olduğu iddiasını da çürütür. İsa, Bahar’ın onu tekrar reddetmesinin ardından İstanbul’a geri dönmeye karar verir. Dönüşünden önceki gece Bahar, İsa’nın otel odasına gelir. Aralarında tekrar bir bağ kurulsa da bu yine İsa’nın bencilliği ve ilgisizliğiyle gölgelenir. Sabah olduğunda Bahar’ın kendisine anlattığı mutlu rüyasıyla hiçbir şekilde ilgilenmeyen İsa, Bahar’a karşı verdiği mücadeleyi kazanmış olmanın hissiyle yine eski İsa olmuştur. Her şeye Tezer Özlü’nün dizelerindeki kadar hazır olmadığını görürüz İsa’nın. Bahar’ın çalıştığı dizinin çekimleri bir uçak sesiyle bölündüğünde İsa’nın yokluğuyla bile Bahar’ın hayatını etkilemesi midir Bahar’ı ağlatan yoksa yokluğunun ta kendisi mi?

İsa sömestr tatilini sıcak bir yerde geçirmek isterken peşinden koştuğu baharı karların ortasında bulabilmiş midir? Bunlar da aşkın gizemli iklimlerinin cevap bulunamayan sorularının yanına ekleniyor.

Comments are closed.