“Tam tersi tuhaf geliyor hatta”

Röportaj|

Özge Ürer birçok farklı tarzın içerisinde var oluyor ve bu üretim sürecini birçok farklı projenin yanı sıra solo kariyeriyle de perçinliyor. Müzisyen 30 Kasım Cumartesi saat 17.00’de BacktotheSound Ofis’te sahne alacak. Ürer ile detaylı bir röportaj gerçekleştirdik. (Röportaj: Hüseyin Ütsü)

Öncelikle merhaba Profesyonel kariyeriniz yanılmıyorsam 2001’de başladı. Öncesinde eğitim hayatınız nasıl şekillendi, müzik kariyerinize başlamadan önce nasıl bir eğitim aldınız?

Merhaba. Öncelikle BacktotheSound’a ve size röportaj için çok teşekkür ederim. 2001’de İstanbul’da profesyonel sahne hayatına başladım. Küçük yaşlarıma denk geliyor. Ondan öncesi ise müzikle iç içe olan bir aileden geliyorum. Sekiz yaşımda keman ile başladı her şey ve Türk Musikisi üzerine eğitim aldım yedi – sekiz yıl kadar. Daha sonra başka müzik türlerini ve şarkı yazıp söylemeyi keşfetmem üzerine asıl macera başladı. Derdimi anlatacak kadar gitarla haşır neşir olduk. Rockçılık – metalcilik derken iyi müzik ekseninde olan her tarzdan etkilendim. Sonrası hep sahne. Sanırım bu günümüzdeki müziğime ve ürettiğim işlere de yansımış durumda.

Özge Ürer canlı performanslarında etkileşim gücü yüksek enerjiyi hedefliyor.

Günümüzden ayrı olarak, hangi yıllarda müzik yapmayı isterdiniz ve bu hangi tür olurdu?

’70’li ve ’80’li yıllardan epey etkilendiğimi söyleyebilirim. Dönemin ruhunun müziğime etkisi belirgin gibi geliyor bana. Ama zor sordunuz. ’90’lar da mı desem acaba. (Gülüşmeler) Rock & roll iliğe kemiğe işledi çünkü.

— — —

“Günümüzde Omar Rodriguez Lopez ile albüm yapmak ve sahne almak isterdim. Geçmişte ise Zappa’nın orkestrasında yer almak inanılmaz bir deneyim olurdu. Bu sorunun cevabı sonsuz bence ama son olarak da Roisin Murphy ve The Kills ve Groundation ve Peter Tosh ve…”

— — —

Yapıtınızı meydana getirirken tümevarımsal veya tümdengelimsel yaklaşımlardan hangisini tercih edersiniz? Müziği bir bütün olarak düşünüp mü kağıda dökersiniz yoksa müziğin en küçük birimini kurgulayıp bütünü mü oluşturursunuz?

Bir duygu veya temanın melodisi kafamda oluşmaya başlıyor. Bu sözlerle de birlikte gelebiliyor. Doğaçlamaya ve repetatif döngülere sokuyorum kendimi. Sözler, şarkının bölümleri ve en başta kafamda oluşturmak istediğim bütünü tamamlamış oluyorum. “Ne anlatıyorum, ne hissediyorum?” ve “Bunu geçirebiliyor muyum?” sorularının cevabını net olarak alana kadar süreç devam ediyor. Tabii kimi zaman sadece gitarı elime alıp bir riff bulup üzerine söz ve melodi yazdığım da oluyor.

Ürer farklı sound merakını şöyle açıklıyor: “Doyum alacağım her türde çalışıyorum.”

Duvar albümünüzdeki Bana Söyletmediler parçasında jazz ve funk var. Nerede ve Beddua parçalarında elektronik, Vile Urn ile çıkardığınız Semi-conscious parçasında hard rock, Genjah’ın Işık Çocukları parçasında reggae türlerini icra ettiğinizi gördük. Peki Özge Ürer kendini tek bir türün çatısı altında görüyor mu, görüyorsa hangi tür olurdu?

Neler yapmışım diye şöyle bir baktığımızda tek bir türün çatısı altında görmediğim aşikar sanırım. Sevdiğim ve keyif aldığım her türlü müziği üretmek, söylemek ve sahnelemekten aşırı keyif alıyorum. Bu tabii avantaj olabileceği gibi dezavantaj da olabiliyor bir müzisyen için. Bazen dinleyici seni kafasında nereye oturtacağı konusunda bocalayabiliyor. Ama ben kendi adıma böyle bir kaygı duymuyorum. Tam tersi tuhaf geliyor hatta.

2016’da yayımlan Duvar albümünde farklı türdeki müzisyenlerle çalışmanızın soundunuza nasıl bir etkisi oldu?

Duvar albümünü rock, jazz, alternatif sahneleri takip edenlerin yakından tanıdığı isimler Emre Kula, Onur Başkurt, Volkan Topakoğlu, Evrim Tüzün ve Meriç Dönük ile birlikte yaptık. Hepsi kendi stillerini ortaya koyan süper yetenekli müzisyenler. Bu da bizce özel bir sound ortaya çıkardı. O zaman ben buna hibrid diyordum. Çünkü genel bir rock temelinde olmasına rağmen kimi şarkıda funk ve jazz, kimi şarkıda elektronik ambient, kimi düzenlemelerde ise safi akustik ögeler var. Ayrıca hepsiyle çok güzel arkadaşlıklar, dostluklar paylaşıyoruz. Bu da müziğin kimyasına oldukça yansıdı.

Sizce bir müzik eserinin gerçeğe dönüşümünde ve kalitesinin belirlenmesinde rol alan aktörler kimlerdir?

Besteci, yorumcu veya yorumcular ve tüm herkes. Artı çalışkanlık ve sabır. Vizyonlu diğer birimler. Prodüktöründen menajerine.

İlerleyen süreçte planlarınız nedir, ufukta bizi bekleyen bir albüm veya single var mı acaba?

Solo projemin ikinci albüm şarkıları hazır. Albümü 2020 içinde yayımlamayı planlıyorum. Bu süreçte tabii dahil olduğum gruplarla da albüm ve EP çalışmaları olacak. Henüz hiç bilmediğiniz daha gün yüzüne çıkarmadığımız Headwolf adında stoner rock, grunge ekseninde bir projemiz var. Şarkılar hazır, albümü kaydedeceğiz bu sene içinde. Good Vibes ile single çalışmaları olacak. Yine güzel işbirlikleri yapacağımı düşünüyorum farklı müzisyen dostlarımla.

En son ise reggae projeniz Good Vibes ile Özgür Ol isimli bir EP yayımladınız. Farklı tür ve alternatif sahnelerden müzisyenlerle çalıştınız. Nasıl bir proje oldu sizce?

Türkiye’deki reggae sahnesi yeni yeni büyüyor. Hala canlı ekip olarak çalan grup sayısı oldukça az. Biz bu azlığın içinde bile alternatif bir reggae grubu olarak kalıyoruz. Çünkü reggae temelinde birçok tür içinde gezinen bir müzikal anlayışımız var. Sahnede de bol doğaçlama yaptığımız bir grup Good Vibes. Bu yüzden özel buluyorum yaptığımız işi. Tabii bu benim kişisel olarak kendimi bir türe ait kodlamamamdan da kaynaklanıyor.

Otuz üç yaşındaki müzisyen Good Vibes ile birlikte sahnede.

Üretebileceğim ve doyum alacağımı düşündüğüm her türde ve müzisyenle çalışıyorum, çok da seviyorum. Paylaşım burada çok önemli. Birbirimizden bir çok şey öğreniyoruz. Farklı yaklaşımlarla aynı yolda yürümek çok güzel bir his. Ekim ve Kasım ayı bu anlamda çok verimli geçti. Çağrı Sinci ile Türkçe rap sahnesine alternatif ve karanlık bir noktadan yaklaştığımız Kurtar Bizi isimli bir single yayınladık. Çıktığı günden beri Spotify’ın Yeraltı listesinde.

[spotifyplaybutton play=”https://open.spotify.com/track/0XdXKYZCpt46iGsm9tjVUS?si=49PrVlEzTFifP_-51t7OjA”/]

Beton Orman kolektifimiz artık bir markaya dönüştü. DJ ve prodüktör Genjah Türkiye’nin farklı müzisyenlerin dahil olduğu ilk Riddim albümünü yayımladı. Ben de bu albüm için Işık Çocukları şarkısını yazdım ve söyledim.

[spotifyplaybutton play=”https://open.spotify.com/track/7xvSuRrpGcv5YFZwFjMSon?si=dzjVvylzSeKtQZ__M3AAHQ”/]

Yine Beton Orman Records’da çıkan Mr. Freak’in Dub on the Rocks albümünde Lionel Richie’nin efsanevi Easy şarkısını yorumladım. Easy’yi bir çok kişi Faith No More’dan bilir. Good Vibes’ın EP’sini de yine Beton Orman Records etiketiyle yayınladık.

Son sorum. Ofiste Akustik serimize konuk olacaksınız. 30 Kasım’daki konser, diğer konserlerinizden biraz daha farklı gözüküyor. Bu akustik performansta bizi neler bekliyor?

Evet, Ofiste Akustik için çok heyecanlıyım. Uzun süreden beri ilk defa tek başıma çalıp söyleyeceğim bir konser olacak. Hem albümden hem de farklı projeler için yazdığım ve bazılarını ilk defa icra edeceğim şarkılardan oluşan bir konser olacak. Böyle bir konsepte beni dahil ettiğiniz için ayrıca teşekkür ediyorum.

Comments are closed.