The Beatles – Let It Be

Albüm Kritik|

Takvimler Ocak 1969’u gösterdiğinde The Beatles Londra’daki Twickenham Stüdyosu’nda yeni albümlerini kaydetmeye çalışıyordu. Hindistan gezisi ve çift plak şeklinde çıkardıkları The Beatles (The White Album)’un rüzgârıyla yoğun geçen bir 1968’in ardından Paul McCartney dışında kimsenin birlikte müzik üretmeye hevesi kalmamıştı.

O da grubu rock & roll kökenlerine dönecekleri bir müzik yapmaya ikna etmeye çalışıyordu. Fakat ellerinde materyal olsa da artık birbirlerine katlanmaları iyice zorlaşmıştı. Üstüne bir de albüm kayıt süreçlerini belgeleyip bir filme dönüştürme projesi ortaya çıkınca herkes fazla baskı hissetmiş olmalı ki Apple stüdyolarının çatısında habersiz bir konser verdikten sonra albüm kelimenin tam anlamıyla rafa kalktı. Yazın grup son kez bir araya gelerek eski prodüktörleri George Martin’i çağırıp EMI – namı diğer Abbey Road – Stüdyoları’nda kayıt sürecine girdi. Bu sefer ortam daha rahat ve yumuşaktı. Belki de artık sonun geldiğini hissetmişlerdi ve kendilerine yakışır bir veda yapmak istiyorlardı. Abbey Road Eylül 1969’da dinleyiciyle buluşup satış rekorları kırdı. 1970 yılında rafta bıraktıkları o kayıtların düzenleme işini meşhur Amerikalı prodüktör Phil Spector devraldı. Kayıtlara orkestral eklemeler yapıp kendine özgü wall of sound tekniğini uygulayan Spector’ın albümü The Beatles soundundan uzaklaştırması Paul McCartney için bardağı taşıran son damla oldu ve Nisan ayında gruptan ayrıldığını açıkladı. McCartney’nin iki güçlü piyano baladı vardı albümde. Rüyasında yıllar önce kaybettiği annesinin “Her şeyi oluruna bırak” diyerek ilham verdiği Let It Be ve hüzünlü The Long and Winding Road. Lennon’ın yazdığı en kozmik ve şiirsel sözleri içeren Across the Universe ve McCartney ile güçlerini birleştirdiği I’ve Got a Feeling ve Get Back de albümde öne çıkıyordu. 12-bar-blues formatındaki neşeli For You Blue ve ego problemlerinden yakınan I Me Mine ise George Harrison imzalı şarkılar olarak albümde yerini almıştı. The Beatles’ın en olgun döneminde kaydedilmiş olsa da diğer albümleri kadar güçlü olduğu söylenemez Let It Be’nin. Tabii bu “En güçlü olmayan albüm” içindeki şarkıların seviyesinde sadece tek bir şarkı üretebilmek için birçok grup varını yoğunu verirdi, orası ayrı. Fakat albümü değerlendirirken grubun psikolojik olarak bulunduğu noktayı ve Spector’ın abartılı prodüksiyonunu göz önünde bulundurmak lazım. The Beatles’ın modunun en düşük olduğu zamanda bile kalitesinden ve tavrından ödün vermeden etkileyici şarkılar ortaya koyabildiğini gösteriyordu bu albüm. Albümün 2003’te McCartney’nin önderliğinde yayımlanan Let It Be…Naked versiyonu, şarkıların Spector düzenlemelerinden arındırılmış saf ve doğal hâllerine kulak verip The Beatles samimiyetini daha iyi duymamızı sağladı. Belki sene sonunda usta yönetmen Peter Jackson’ın bizi daha önce gün yüzüne çıkmamış görüntülerle ve kayıtlarla buluşturacağı Get It Back belgeseli Let It Be’nin yaratım sürecine yakından tanıklık edip albümü daha iyi anlamamızı sağlayabilir. Böylece Let It Be’yi The Beatles’ın zayıf noktası gibi değil, yeni denizlere yelken açmadan önceki o sancılı dönemi kendi yollarıyla aştıkları geçici bir süreç gibi görebiliriz. Evrene hediye ettikleri on iki şarkı da bonus.

Comments are closed.