The Chemical Brothers – Born in the Echoes

Albüm Kritik|

1970’lerin analog günlerinde elektronik müzik için her şey daha az karmaşıktı. Diskodan funk’a kadar ulaşan sesler sade ve tekrar yönlere ulaşılabiliyordu.

İlerleyen süreç ise hem işleri daha karmaşık hale getirdi, hem de elektronik kulvarda yeni alt kültürlere ev sahipliği yaptı. Fatboy Slim, The Crystal Method, The Prodigy o sınırdan çıkmış isimlerdi. Bu gençler zaman içerisinde büyük şeyler başardılar. Keskin beat’lerden güç alarak her an hissettirdikleri rock ve roll ruhuyla electronica tavrına kimlik kazandırdılar. İşte Tom Rowlands ve Ed Simons’ın hayata armağını The Chemical Brothers da o ilerleyişte payı born-in-the-echoes-ratingolan topluluklardan biriydi. Modern müziğin son 25 yılına bizzat tanık olmuş bir ekipten söz ediyoruz. Dahası var. Yaşadığı gelişim süreçlerinde sadece kendi yönünü değil, aynı zamanda ele aldığı müzikal formu da değişime zorladılar. Zaten yayımladıkları son albüm Born in the Echoes bize bu konuda sağlam bir kanıt sunuyor. Evet, belki uzun süredir sesleri çıkmıyordu. Bundan önceki stüdyo albümleri 2010 tarihli Further’dan bu yana başka yönlere savrulmuşlardı. Geri dönüşleri de o sessizlik kadar görkemli oldu. Albümün daha ilk anlarında duyduğumuz efektif pop çağrışımları Manchester menşeli grubun yeni sembolü olabilir. I’ll See You There, Go, Somestimes I Feel So Deserted gibi şarkılar içerikten sızan dinamik şarkılardan bazıları. Yerçekimsiz bir dünya davetindeki Under Neon Lights’a ayrıca değinmek lazım. Modern funk müziğine bizzat dokunan klas ritim döngüleri ve geri vokaller parçaya albümün içinde dokunulmaz bir kanal açıyor. Kısacası The Chemical Brothers hala dimdik ayakta. Henüz yollarını tüketmedikleri çok açık. Zira Born in the Echoes onlara yeni bir hayat veriyor.

Comments are closed.