ZAMAN MAKİNASI No.11

Zaman Makinası|

Punk jenerasyonundan birkaç gün önce dönen zaman makinamızı yeni seferi için yakın geçmişe yönlendiriyoruz. Uğradığımız yerler arasında İstanbul ve Londra’dan 2010’ların ilk yarısında yayınlanmış beş albüm var.

Banks – Paul Banks

Banks---Paul-Banks-001Post-punk topluluğu Interpol lideri Paul Banks’in kendi adını taşıyan ilk solo albümü Banks’i dinliyoruz. Enstrümanların her daim tok ritimlere bürünmesi ve Paul’un vokalinin her şeyden üstün olma çabasına girmemesi dikkat çekici. Sözsel vurgular şarkıların merkezinde kendisine yer buluyor. Bu albümün sound’unda sert mizaçlı bir yön var ve bu durum  kaydın en büyük numaralarından biridir desek yanlış olmaz. Bu bir indie rock albümü. Young Again, The Base, I’ll Sue You ve son perdedeki Summertime Is Coming’i bir adım öne alalım. Bunlar dinleyicisinden ayrıca özen isteyen Banks şarkıları.


Different Gear Still Speeding – Beady Eye

Different-Gear-Still-Speeding-–-Beady-Eye-001İşleri hiç kolay değildi. Noel Gallagher Oasis’i terk etmiş, Liam Gallagher ve diğer üyeler ise Beady Eye adını almışlardı. Bu da onların ilk stüdyo albümleriydi. Elbette Oasis’in üzerine dikiş tutturamadılar, neredeyse hiç kimseyi tatmin edemediler. Ancak yine de geriye dünyanın dört bir yanında kapalı gişe gerçekleşmiş konserler ve vasat olmayan iki stüdyo albüm bırakmayı başardılar. İşte Different Gear Still Speeding bunlardan ilkiydi. Albüme kulak verin, tekrar keşfedin. Sadece Roller adlı Beatlesvari bir şarkıya imza atmaları bile Beady Eye’ı unutmamak için yeterli bir sebeptir.


Loop – Selin Damar

Loop-–-Selin-Damar-001Milenyum sonrası indie rock müziğin memleket sınırlarına düştüğü en yakın hat bu albüm olabilir. Again’den Mercy’ye, So Many Tears’tan Hatred’a kadar anbean yüksek tempodan ve lo-fi kanallarından taviz vermeyen şarkılar duyuyoruz Loop’ta. Selin Damar, İngilizce şarkı sözleriyle bu müziğin ana vatanına esaslı bir selam gönderiyor. Bu amaç için çabalıyor demiyorum, çünkü sahiden de başarıyor bunu. Tümüyle kendi gözünden, kendi dünyasından hikayelerle üstelik. Özetle şunu belirtelim: Britanya civarına kısa yoldan ulaşmak için adımınızı atmanız gereken yer tam olarak burası.


The Messenger – Johnny Marr

The-Messenger-–-Johnny-Marr-001Johnny Marr bu ilk solo albümde yirmili yaşalarına göz kırpıyor. Evet, doğru tahmin: O göz kırptığı yerde The Smiths de var. The Right Thing Right’ı dinleyince bana hak vereceğinizden eminim. Dahası var. Generate Generate, Lockdown ve Say Demesne isimli şarkılar da The Messenger’ın iyi bir çalışma olduğunun diğer kanıtları. Evet The Smiths efsanesinin bir üyesi Marr, ama hepsi bu değil. Onun, söz konusu efsanenin dışında da söyleyecek birtakım sözleri mevcut. Tıpkı The Messenger’da olduğu gibi. Bu şarkılarla Marr’ı dinlemek tutkulu bir dağcının zirveye çıkışını izlemeye benziyor.


Zümrüdüanka – Aylin Aslım

Zümrüdüanka-–-Aylin-Aslım-001Tam üç yıl önce çıkmış olmasına karşın henüz eskimeyen albümlerden biri bu. Yaklaşık otuz beş dakika boyunca devam eden Aylin Aslım’ın Zümrüdüanka’sı güçlü sounda sahip. Yer yer dibine kadar karanlık, temelleri sağlam rock etkileşimlerine sıkı sıkıya tutunuyor ve orada yaşıyor Zümrüdüanka. Kurulan cümleler de bu sesleri bütünlüyor üstelik. Teoman ve Cem Adrian gibi isimlerin varlığı kaydın enerjisini yukarıya taşıyor. Ama şunu belirtmek gerek: Her şeyin ötesinde Aylin Aslım tek başına külliyatının açık ara en olgun albümünü, en sade biçimde var etmeyi başarıyor.

Comments are closed.